Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık ne kadar güçlü olabilir?

Arslan GÜDEK

11-02-2026 16:20

NE OLMALI Kİ

Ey halkım…

Şimdi de köprüler, otoyollar, doğalgaz sahaları, petrol arama hakları… Bir bir elden çıkarılıyor. Dün “milli proje” diye sunulanlar, bugün yabancı sermayeye devrediliyor.

 Amerika’ya, İngiltere’ye ve küresel şirketlere verilen imtiyazlar, sadece ekonomik birer anlaşma mıdır; yoksa geleceğimizin ipotek altına alınması mı?

Sormamız gereken soru şu: Bu böyle ne zamana kadar sürecek?

Bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca bayrağının dalgalanmasıyla ölçülmez. 

Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık ne kadar sağlam durabilir?

 Köprüleriniz, yollarınız, enerji kaynaklarınız, limanlarınız başka ülkelerin ya da çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçiyorsa; yarın karar alma özgürlüğünüz ne kadar sizin elinizde kalır?

Elbette küresel ekonomi bir gerçek. Elbette uluslararası yatırımlar olabilir. Ancak mesele yatırım değil; mesele kontrolün kimde olduğu, kazancın kime hizmet ettiği ve stratejik varlıkların hangi koşullarla devredildiğidir. 

Şeffaflık var mı? Hesap verilebilirlik var mı? Uzun vadeli milli çıkar gözetiliyor mu?
Asıl endişe veren ise toplumun giderek artan sessizliği.

Ne zamana kadar “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla yaşayacağız? Ne zamana kadar ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, ülkenin temel varlıklarının kimlerin eline geçtiğini sorgulamayacağız? Vatan dediğimiz şey yalnızca toprak parçası değildir; üzerinde kurulan ekonomik düzen, üretim gücü ve kaynakların yönetimidir.

Altımızdaki toprak tamamen elden gittikten sonra mı uyanacağız? 

Enerjimiz dışa bağımlı, yollarımızın geliri dışarı akıyor, stratejik kaynaklarımızın sözleşmeleri onlarca yıl başkalarının lehine düzenlenmiş bir ülke mi bırakacağız çocuklarımıza?

Bu bir parti meselesi değil. Bu bir ideoloji meselesi değil. 

Bu, ülkenin geleceği meselesidir. Farklı görüşlerden olabiliriz; ancak ortak paydamız bu toprakların yarını olmalı.

Sessizlik bazen onaydır. 

Tepkisizlik bazen rızadır. 

Oysa demokratik toplumlarda vatandaşın görevi yalnızca seçim günü sandığa gitmek değildir; soru sormak, denetlemek, talep etmek ve hesap istemektir.

Ne zamana kadar susacağız?

Belki de asıl mesele şu: Korktuğumuz için mi susuyoruz, yorulduğumuz için mi, yoksa alıştığımız için mi? Bu

Unutmamak gerekir ki bir ülke bir günde kaybedilmez. Adım adım, sözleşme sözleşme, imza imza gider. Ve en büyük kayıplar, en sessiz zamanlarda yaşanır.

Artık sormanın, konuşmanın ve bilinçli bir şekilde takip etmenin zamanı gelmedi mi?
Çünkü vatan, satıldığında değil; sahip çıkılmadığında kaybedilir.

DİĞER YAZILARI YOKSULLUĞU GİZLEMEK 01-01-1970 03:00 CHP’yi Zayıflatırken Muhalefeti Büyütmek. 01-01-1970 03:00 KARADENİZ SUSARSA İNSANLIK SUSAR 01-01-1970 03:00 GEÇ GELEN ADALET  01-01-1970 03:00 GAYRI MİLLİ EĞİTİM  01-01-1970 03:00 ADALET mi, SUÇLU mu 01-01-1970 03:00 BİR DEVRiMİN İZİNDE  Mustafa Kemal Atatürk  01-01-1970 03:00 BURDAYIM  01-01-1970 03:00 NEDEN LAİKLİK  01-01-1970 03:00 YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE 01-01-1970 03:00 KÂĞITTAN KÖPRÜLER, GERÇEK ACILAR 01-01-1970 03:00 AYRIŞTIRICI DİL: Kısa Vadeli Kazanç, Uzun Vadeli Yıkım 01-01-1970 03:00 KEŞMEKEŞ  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE GERÇEKLERİ: SOFRAMIZDAKİ TEHLİKEYE DUR DEME ZAMANI! 01-01-1970 03:00