YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Arslan Güdek | Köşe Yazısı

Devletin en temel vasfı; hukukla ayakta durmak, adaletle hükmetmek ve vatandaşına güven vermektir. Liyakat zayıfladığında, hukuk tartışmalı hâle geldiğinde ve kurumlara duyulan güven sarsıldığında, yalnızca sistem değil toplumun ruhu da yara alır.

Adaletin zedelendiği yerde çürüme başlar. Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da tecelli eder. Eğer vatandaş yargıya güvenmiyorsa, hak arama yollarını etkisiz görüyorsa, burada ciddi bir yapısal problem vardır.

Bugün gelinen noktada, kamuoyunda sıkça dile getirilen bir algı var: Kurumlar olması gerektiği gibi işlemiyor, mekanizmalar sağlıklı çalışmıyor. Gazetecilerin, siyasetçilerin, yerel yöneticilerin yargı süreçleri tartışma konusu olurken; suç örgütü liderlerinin söylemleri kamuoyunda geniş yankı bulabiliyor. Bu tablo, adalet sistemine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Devletin varlık sebebi vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. İnsanlar yaşam güvencesinin, hak arama yollarının ve adalet beklentisinin zayıfladığını düşünmeye başladığında, güven duygusu da sarsılır. Güven sarsıldığında ise toplumsal bağlar gevşer.

Yakın geçmişte yaşanan bazı trajik olaylar, bireylerin devlete olan inancının ne ölçüde zedelendiğini gösteren sembolik örnekler olarak hafızalara kazındı. Bu tür hadiseler tekil değildir; toplumda büyüyen bir güvensizlik hissinin yansımasıdır.

Eğer vatandaş uğradığı haksızlıkta çözümü resmî kurumlarda değil farklı güç odaklarında aramaya başlıyorsa, burada bir otorite ve adalet boşluğu algısı oluşmuş demektir. Çocuğu öldürülen annelerin, şiddet mağdurlarının, engellilerin, hakkını arayamayan sıradan yurttaşların devlete değil başka yapılara yönelmesi, sistemin güven üretme kapasitesinin sorgulandığını gösterir.

Gayriresmî figürlerin toplum nezdinde “başvurulacak makam” gibi algılanması, sosyal adalet mekanizmasının zayıfladığına dair güçlü bir işarettir. Çünkü gerçek devlet, gücünü kişilerden değil kurumlardan alır. Kurumlar zayıfladığında kişiler öne çıkar; bu da sağlıklı bir devlet düzeni değildir.

Değer yargılarının altüst olduğu, adaletin tarafsızlığına dair kuşkuların arttığı toplumlarda umut hukuktan değil güçten yana kayar. Oysa hukuk üstün olmadıkça hiçbir güç kalıcı değildir.

Adaletin olmadığı yerde güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde ise ne toplumsal barış kalır ne de gelecek umudu.

Devlet, vatandaşına “yanındayım” duygusunu hissettirdiği ölçüde devlettir. Aksi hâlde boşluğu başka yapılar doldurmaya başlar.

Ve unutulmamalıdır: Güçlü devlet, korkulan değil; güvenilen devlettir.