GAYRI MİLLİ EĞİTİM 

Türkiye’de eğitim tartışmaları uzun süredir ideolojik bir eksende yürütülüyor. İktidar kanadı, eğitimde yaşanan sorunların kaynağını laiklikte ararken; sahadaki gerçekler, bu sorunların çok daha farklı nedenlerden beslendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Bugün gelinen noktada milli eğitimin niteliğinin zayıflamasında en büyük pay, karar verici konumda bulunanların tutarsız ve liyakatten uzak politikalarıdır. 

Eğitim sistemi; bilimsel temeller yerine ideolojik yönlendirmelerle şekillendirildiğinde, bundan en büyük zararı öğrenciler görür.

Gençlerin zihinlerine tek tip bir düşünceyi dayatmak, onları özgür bireyler olarak yetiştirmek yerine edilgen hale getirir.

Daha da vahimi, eğitim hayatını tamamlayan gençlerin karşılaştığı tablo. Yıllarca emek veren, çalışan, umut kuran bir gencin; mezun olduktan sonra işsizlikle karşı karşıya kalması, üstüne bir de adil olmayan mülakat süreçleriyle elenmesi, toplumdaki güven duygusunu derinden sarsmaktadır. 

Liyakat yerine kayırmacılığın esas alındığı bir sistemde, ne adaletten ne de toplumsal barıştan söz edilebilir.

“Dindar nesil” söylemiyle yola çıkılıp, sorgulayan değil itaat eden bireyler yetiştirme çabası; aslında toplumu daha da kutuplaştıran bir süreci beraberinde getiriyor. Oysa çağdaş dünyada kabul gören eğitim anlayışı; aklı, bilimi ve eleştirel düşünceyi merkeze alır. Laik eğitim tam da bu yüzden önemlidir: Her bireyin inancı ne olursa olsun, eşit ve özgür bir şekilde eğitim almasını garanti eder.

Eğitim sistemi, gençlerin kendini ifade edebildiği, özgüven kazanabildiği ve sorumluluk almayı öğrendiği bir alan olmalıdır. Ancak baskıcı ve tek yönlü yaklaşımlar, bu gelişimi engeller. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo; umutsuz, geleceğe dair kaygıları artmış ve sisteme olan inancı zedelenmiş bir gençliktir.

Bugün yaşanan onca sorundan ve acı tecrübeden sonra hâlâ aynı yöntemlerde ısrar etmek, çözüm değil sorunun kendisidir. Yapılması gereken açıktır: Yanlış politikalar terk edilmeli, eğitim sistemi ideolojik müdahalelerden arındırılmalıdır.

Okullar; herhangi bir grubun, cemaatin ya da ideolojik yapının etkisi altında değil, bilimin ve pedagojinin rehberliğinde yönetilmelidir. Eğitimde çok başlılık giderilmeli, fırsat eşitliği sağlanmalı ve her çocuk nitelikli eğitime erişebilmelidir. Bu noktada devletin sorumluluğu büyüktür.

Türkiye’nin ihtiyacı olan; daha çağdaş, daha insancıl ve daha bilimsel bir eğitim sistemidir. Bu da ancak laik eğitim anlayışının güçlendirilmesiyle mümkündür.

Eğitim politikaları; günü kurtarmaya yönelik değil, geleceği inşa etmeye yönelik olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki güçlü bir toplumun temeli, özgür düşünebilen bireylerdir. Bu bireyleri yetiştirecek olan da ideolojiler değil, akıl ve bilimdir.