KEŞMEKEŞ
Hakk’ın; illüzyonist,
Hukuk’un; oryantal,
Adalet’in; konsomatris yapıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Kolluk; mafyavari,
Bürokrat; vurguncu,
Kadı; sahtekâr olmuş.
Masumiyet; ters kelepçe, hücrelerde,
Suçlular; kabadayı, cadde ve sokaklarda,
Hırsızlar; el üstünde, rütbe ve makamlarda.
Doğru; suskunluğa mahkûm,
Yalan; mikrofonda, kürsüde, manşette.
Erdem; alay konusu,
Ahlak; “fazlalık” sayılıyor.
Bilgi; eğilip bükülüyor,
Cehalet; özgüvenle dolaşıyor.
Liyakat; referanssız işsiz,
Sadakat; diploma yerine geçiyor.
Gazeteci; sanık,
Hırsız; saygın iş insanı.
Öğrenci; tehdit,
Zorba; devlet terbiyesi diye pazarlanıyor.
Vicdan; içeri alınıyor,
İtiraz; suç aleti sayılıyor.
Soru sormak; fitne,
Boyun eğmek; erdem ilan ediliyor.
Ve biz…
Her şeye alışmamız beklenen bir kalabalık hâline getiriliyoruz.
Unutursak rahat edeceğimiz,
Susarsak güvende olacağımız söyleniyor.
Oysa bir toplum,
Haksızlığa alıştığı gün çürümeye başlar.
Adaleti kaybeden,
Sadece mahkemeleri değil; yarını da kaybeder.
Bugün kelimelerin içi boşaltılıyor,
Yarın insanların.
Bugün kavramlar eğretiliyor,
Yarın hayatlar.
Bu yüzden yazmak hâlâ bir dirençtir.
Hatırlamak bir görev,
Unutmamak bir sorumluluktur.
Çünkü gün gelir,
Hakk’ın sahnesi söner,
Hukuk’un müziği susar,
Adalet masadan kalkar.
Ve o gün,
Herkes gerçekten neyin kaybedildiğini
Çok iyi anlar.