BURDAYIM 

Bir zamanlar yalnızlık, insanın kendi içine çekildiği kısa bir molaydı. Şimdi ise çağımızın en sessiz ama en yaygın hastalığına dönüşüyor. Ne ateşi var ne de dışarıdan görünen bir yarası… Ama insanın içini yavaş yavaş kemiren, ruhunu sessizce tüketen bir hastalık gibi ilerliyor.

Kalabalıkların ortasında yürüyen insanlar var artık; yüzlerce kişiyle aynı caddede, aynı otobüste, aynı şehirde yaşayan ama kimseye gerçekten dokunamayan insanlar. Omuz omuza geçilen sokaklarda bile insanın içini saran o garip boşluk… İşte modern yalnızlık tam da burada başlıyor.

Eskiden akşam olunca evlerin ışıkları yalnızca odaları değil, sohbetleri de aydınlatırdı. 

Masalarda ekmek bölünür, çaylar demlenir, kelimeler birbirine değerek çoğalırdı. Şimdi ise ışıklar yanıyor ama sesler azalıyor. Aynı evde yaşayan insanlar bile bazen birbirinin hayatına misafir gibi.

Teknoloji bize dünyayı avuçlarımızın içine verdi ama belki de birbirimizin ellerini bıraktığımız anda oldu bu. 

Parmaklarımız ekranlara değiyor ama kalplerimiz birbirine eskisi kadar değmiyor.

Mesajlar hızlandı, ama duygular yavaşladı.
Yalnızlık, bir gün ansızın gelen bir şey değil. Küçük küçük başlıyor. 

Önce bir akşam aranmıyorsun. Sonra bir gün kimse seni merak etmiyor. Sonra fark ediyorsun ki konuşacak çok şeyin var ama dinleyecek kimsen yok. İşte o an insanın içindeki sessizlik büyümeye başlıyor.

Ve en acısı da şu: İnsan yalnız kalmaktan değil, unutulmaktan korkuyor.

Bir insanın varlığı bazen yalnızca bir “Nasılsın?” sorusuna bağlıdır. Bazen bir kapıyı çalmak, bir omuza dokunmak, bir çayı birlikte içmek bir hayatı kurtarabilir. Çünkü insan, insanın ilacıdır.

Belki de geleceğin en büyük salgını virüsler değil, bu görünmeyen yalnızlık olacak.

Hastaneler kalpleri değil bedenleri tedavi eder; ama yalnızlık ruhun içinde büyüyen bir yaradır.

Bu yüzden belki de yapabileceğimiz en devrimci şey çok basittir: Birini aramak. Bir kapıyı çalmak. Bir insanı gerçekten dinlemek.
Çünkü bazen bir insanın iyileşmesi için tek gereken şey, bir başka insanın “Ben buradayım” demesidir.

Hadi gelin hep birlikte bir insanın hatta yalnız bir insanın hayatına dokunalım ve ona diyelim ki buradayım bir çay içelim mi.?

Belki de bir sürü hayatı kurtarmanın tek yolu da budur.