Türkiye Gerçekleri: Soframıza Koyulan Yalanlar

Türkiye, bir zamanlar kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biriydi. Bugün ise haraç mezat satılan fabrikalarımız, sanayi kuruluşlarımız, tarım ve gıda tesislerimizle üretimden koparılmış bir ülkeye dönüştürüldük. 

Acı olan şu ki; bu topraklarda üretilen ürünler ihraç ediliyor, kalite standartları yükseltiliyor, sonra Avrupa raflarında “birinci sınıf” etiketiyle satılıyor. Bizim payımıza düşen ise aynı ürünün bozulmuşu, katkılısı ve sağlıksızı oluyor.

Bugün Avrupalı çocuklar kaliteli çikolata yerken, biz içeriği değiştirilmiş, hammaddesi ucuzlatılmış çikolataları tüketiyoruz. Pirincimiz bile manipülasyona açık. Gıda diye aldığımız her şey hem pahalı hem de şüpheli.
Peynirimiz katkı maddesiyle dolu, sucuğumuz sağlığa tehdit, ekmeğimiz kimyasallarla şişirilmiş. Sebze ve meyvelerimiz GDO’lu, ilaçlı ve bir o kadar da pahalı. 

Pazara çıktığımızda “ne almayalım” diye düşünüyoruz; çünkü ne alsak ya cebimize ya sağlığımıza zarar veriyor. 

Avuç dolusu para ödüyor, karşılığında hastalık satın alıyoruz.

Avrupa, kendi halkını korumak için bizim gönderdiğimiz domatesi, biberi geri çeviriyor. Peki o ürünler ne oluyor? Maalesef bu ülkenin insanı değersiz görüldüğü için o geri gönderilen ürünler bizim pazarlarımıza sürülüyor. 

Sonuç ortada: artan kanser vakaları, kronik hastalıklar, çocuk yaşta bozulan bağışıklık sistemleri.

Bu bir tesadüf değil. Türk milleti sahtekârların, düzenbazların ve rantçıların elinde yavaş yavaş hasta, güçsüz ve çaresiz bırakılıyor. “Zoraki” diyorum, çünkü bu tablo halkın tercihi değil. Bizi yönetenlerin, bizi bu hale getirenlerin sorumluluğu büyük. Halkını korumayan, üreticisini desteklemeyen, denetim yapmayan bir anlayış bizi bu noktaya sürükledi.

Artık uyanma vaktidir. 
Soframıza koyduğumuz her lokma bir kader meselesidir. 
Sağlık, siyaset üstü bir konudur. 
Bir millet, ancak sağlıklıysa güçlüdür. 
Aksi halde ne ekonomiden ne de gelecekten söz edilebilir.

Türk milleti olarak aklımızı başımıza toplamak, sorgulamak ve hesabını sormak zorundayız. 

Çünkü bu ülke bizim. Bu topraklar bizim. Ve bu halk, zehirlenmeyi değil, sağlıklı yaşamayı hak ediyor.