Kâğıttan Köprüler, Gerçek Acılar
Bu nasıl bir siyaset?
Bu nasıl bir entrika?
Değerli dostlar sizlere Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'ın son dönemde yaptığı iki ziyarette kafaları karkıştıran ve bu kadarına da pes dedirten bazı olaylar yaşandı.
Boğaziçi üniversitesi'nde Cumhurbaşkanı gelecek diye yapılan çalışmalar ve Hatay ziyaretinde sırf cumhurbaşkanı inşaatların bu halini görmesin diye yapılan sahte peyzajlar.
Bu konularla alakalı birkaç söz etmek isterim.
Bir üniversiteye gidiyorsunuz; ama sizi protesto etmesinler diye o üniversitenin öğrencilerini kampüsten uzaklaştırıp, yerlerine başka üniversitelerden, size yakın grupları taşıyorsunuz. Sonra da dönüp “gençlerle buluştuk” diyorsunuz. Buna siyaset mi demeli, sahne tasarımı mı?
Üniversiteler, fikrin özgürce dolaştığı yerlerdir.
Orada alkış kadar itiraz da doğaldır.
Alkışın organize, itirazın yasak olduğu bir ortamda hakikatten söz edilebilir mi?
Gerçekten korkan kim: Öğrenci mi, iktidar mı?
Daha da acısı şu: Bir şehre ziyaret öncesi makyaj yapmak… On gün önceden kâğıttan köprüler hazırlamak, sıvası bitmemiş inşaatların önünü brandalarla kapatmak, köprü silueti çizilmiş bezleri asmak… Uzaktan bakıldığında “her şey yolunda” görünsün diye peyzaj düzenlemeleri yapmak…
Gerçeğin üzerini örtmek için dekor kurmak…
Acının üstünü örtmek için afiş asmak…
Oysa bir bez afişi kaldırmak yeterli olurdu. Arkasında çadırlarda yaşayan insanlar, suyun, çamurun içinde hayata tutunmaya çalışan aileler var.
Gerçek orada duruyor.
Kâğıtla kapatılınca kaybolmuyor.
Siyaset, gerçeği saklama sanatı değildir. Devlet yönetmek, dekor tasarlamak hiç değildir.
İktidar, hoşuna gitmeyen görüntüyü perdelemek yerine o görüntüyü ortadan kaldırmak için çabalamalıdır.
Köprünün siluetini çizmek yerine köprüyü yapmakla yükümlüdür.
Bu ülkenin, sahne ışıkları altında hazırlanmış illüzyonlara değil; şeffaflığa, hesap verebilirliğe ve samimiyete ihtiyacı var.
Çünkü gerçekler bir gün mutlaka brandaları yırtar.
Ve insan ister istemez soruyor:
Biz ne zaman gerçeği makyajdan ayıramaz hale geldik?
Ne zaman görüntüyü hakikatin önüne koyduk?
Bu topraklar, yokluk içinde bile onurla ayağa kalkmayı bilmiş bir halkın yurdudur.
Bu ülke, göstermelik dekorlarla değil, çıplak gerçeğe cesaretle bakabilenlerle yükselir.
Kâğıttan köprüler yırtılır.
Ama gerçek acılar, saklandıkça daha da büyür.