YOKSULLUĞU GİZLEMEK

Tarih bazen tekerrür etmez; fakat insanlara aynı soruları yeniden sordurur.

Yıllar önce Amerikan askerlerinin gelişi öncesinde genelevlerin düzenlenmesi, kadınların sağlık kontrolünden geçirilmesi, sokakların temizlenmesi, görünmesi istenmeyen manzaraların perde arkasına alınması üzerine anlatılan olaylar vardır.

 Doğru ya da yanlış, bu hikâyelerin ortak bir noktası bulunur: Sorunu çözmek yerine görüntüyü düzeltme çabası.

Bugün Ankara'da yaklaşan NATO Zirvesi öncesinde yaşanan tartışmalar da benzer bir soruyu gündeme taşıyor. 

Protokol güzergâhlarında asfaltların yenilenmesi, çevre düzenlemelerinin yapılması, bazı binaların dış cephelerinin boyanması ve şehrin uluslararası bir organizasyona hazırlanması elbette devletlerin sıkça başvurduğu uygulamalardır.

 Dünyanın birçok ülkesinde büyük zirveler öncesinde benzer hazırlıklar yapılır. Yetkililer de yapılan çalışmaların güvenlik ve organizasyon standartlarının gereği olduğunu ifade ediyor.

Fakat vatandaşın aklındaki soru başkadır:

Madem bu yollar yapılabiliyor, madem bu binalar boyanabiliyor, madem bu mahallelere hizmet götürülebiliyor; neden yabancı devlet başkanları gelmeden önce değil de yıllar boyunca bekleniyor?

Asıl mesele duvarların rengi değildir. Asıl mesele, o duvarların arkasında yaşayan insanların hayat şartlarıdır.

Bir ülkenin itibarı, yalnızca konukların geçtiği güzergâhlarda oluşmaz. 

Bir ülkenin itibarı; emeklinin maaşında, işçinin alın terinde, gencin geleceğe duyduğu güvende, çocuğun eğitim imkânlarında ve vatandaşın yaşam kalitesinde şekillenir.
Yoksulluk, üstü boyanarak ortadan kaldırılabilecek bir gerçek değildir. 

Çatlayan bir duvarı boyayabilirsiniz; fakat o duvarın arkasındaki geçim sıkıntısını boya ile kapatamazsınız. 

Asfaltı yenileyebilirsiniz; fakat gençlerin umutsuzluğunu asfaltla örtemezsiniz. 

Birkaç günlüğüne pırıl pırıl görünen sokaklar oluşturabilirsiniz; ancak vatandaşın mutfağındaki yangını makyajlayamazsınız.

Devletin görevi, yabancı misafirlere güzel bir manzara sunmak kadar kendi vatandaşına da insanca yaşam koşulları sağlamaktır.

 Eğer bir mahalle ancak yabancı konuklar geleceği zaman hatırlanıyorsa, vatandaşın sormaya hakkı vardır: "Bu hizmet benim için mi yapılıyor, yoksa beni görmesinler diye mi?"

Gerçek kalkınma, yoksulluğu görünmez kılmak değil, yoksulluğu ortadan kaldırmaktır.

Çünkü güçlü devlet; gecekonduları perdeleyen değil, vatandaşını o gecekondularda yaşamaya mecbur bırakmayan devlettir.

Ve unutulmamalıdır ki, bir ülkenin en etkileyici vitrini boyalı duvarlar değil; huzurlu, refah içinde yaşayan insanlarıdır.