Tüccar Mantığıyla Şehir Yönetilmez

Tüccar mantığı ile şehir yönetilmez; ancak bu anlayışla bir şehrin geleceği ipotek altına alınır.

Göreve gelinen ilk beş yılda yapılanların yanlış olduğu söylenerek bu projelerin yıkılması, yapılanların hesabının sorulması ve projelerde yer alanlara yönelik ithamlar gündeme getirildi. Ancak geçen ilk beş yılın ardından, ikinci dönemin başlarında sanki bu işlerin nasıl yürüdüğü öğrenilmiş gibi daha sakin bir siyasi anlayışla, daha önce eleştirilen projelerin raflardan indirilip proje ofislerinde yeniden değerlendirilerek aşama aşama hayata geçirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi
Başkanlığı
 (DOKAP) kapsamında hayata geçirilen bazı çalışmalar ve örneğin Batı Park gibi projeler bugün bir başarı olarak sunulmaktadır. Ancak bizim toplumumuzda ne yazık ki, kısa vadeli memnuniyetlerle hareket eden bir kesim, yapılanları sorgulamadan alkışlamaktadır. Ramazan kolileri dağıtılırken atılan “en büyük başkan bizim başkan” sloganları, yöneticileri adeta bir güç sarhoşluğuna sürüklemektedir.

Bir kısım ise geçici iş beklentisiyle sosyal medyada mevcut yönetimi destekleyen paylaşımlar yaparak bu politikanın parçası haline gelmektedir. Oysa bu kişiler, aslında şehrin geleceğine yapılan ihanetin farkında değildir. Farkında olanlar ise çeşitli düşmanlıklar üretilerek pasifize edilmekte; böylece meydan, bilgi eksikliği olan, sorgulamayan ve sadece günü kurtarmaya odaklı bir anlayışa bırakılmaktadır.

En önemlisi de, sermayesini düşünen ve çıkarını önceleyen bazı kesimler sessiz kalmayı tercih etmektedir. Bu sessizlik ortamında şehir, modern kavramlar ve teknoloji söylemleri altında sömürülmekte; elde edilen beton gelirleriyle belediye giderleri karşılanmaya çalışılmaktadır.

Bana göre ortada ciddi bir vizyon, iktisadi ve idari bilgi eksikliği vardır. Her şeyi bildiğini düşünen bir yönetim anlayışı ve etrafında kırmızı çizgisi olmayan bir yapı ile şehir, bir siyasi partinin gölgesinde yönetilmeye çalışılmaktadır. Üstelik ortada somut bir proje vaadi olmadan seçilenlerin, şehrin geleceğine yönelik eleştirileri dile getirenleri “düşman” ilan etmesi de ayrı bir sorundur.

Oysa örnekler ortadadır:

Önderlik edilmesi halinde hayata geçirilebilecek olan Gıda Toptancı Sitesi’nin şehir dışına taşınmasıyla hem şehir içi rahatlayacak hem de ciddi bir ekonomik potansiyel ortaya çıkacaktır. Ancak bugün mahalle aralarında kalan bu yapı, şehri düzensiz ve plansız bir görüntüye mahkûm etmektedir. Bu konu dahi gündeme alınmamaktadır; çünkü bu işi yapanlar, mevcut yönetimin bunu gerçekleştirecek kabiliyete sahip olmadığını düşünmektedir.

İkinci el oto pazarı da aynı şekilde şehrin farklı noktalarına dağılmış durumdadır. Oysa bu yapıların tek bir merkezde toplanması; kira, trafik ve lojistik açısından büyük bir rahatlama sağlayacaktır. Ancak bu konu da yeterince dile getirilmemektedir. Çünkü bazı kesimler, bu işin çözülmesinden ziyade ranta dönüşmesinden endişe etmektedir.

Bir diğer önemli konu ise tır parkıdır. Bu ciddi soruna rağmen çözüm üretemeyen bir anlayış, rant uğruna şehrin her sokağını otopark haline getirmekte, her metrekaresini betonla doldurmaktadır. Buna rağmen bazı kesimler bunu başarı olarak görmektedir. Çünkü ya beklentileri vardır ya da mevcut düzen sayesinde gelir elde etmektedirler.

Oysa tüccar mantığıyla yönetilen bir şehir, bilanço hesabıyla değerlendirilemez. Şehir yönetimi; kâr-zarar tablosu ile değil, vizyon ve gelecek planlamasıyla yapılır.

Eğer belediye raflarında bulunan projeler boş bırakılmadan, siyasi malzeme haline getirilmeden Arpacıoğlu dönemin itibaren bir bayrak yarışı anlayışıyla devam ettirilmiş olsaydı, bugün Ünye çok farklı bir noktada olabilirdi. Tıpkı geçmişte fırsat bulunsaydı çok daha büyük işler yapılabileceği gibi.

Ancak kişisel, partisel hatalar ve ikili ilişkiler nedeniyle bu toprakların geleceği defalarca sekteye uğratılmıştır. Ve ne yazık ki bu konuda konuşan çok az olmuştur. Çünkü sermayenin derdi hiçbir zaman şehrin geleceği olmamıştır.

İktisadi ve idari bir yönetim anlayışına sahip yöneticiler makam koltuklarında olsaydı, bugün Üç veya Dört. OSB kurulmuş, hızlı tren bağlantısı sağlanmış, küçük ölçekli sanayi üretim merkezleri oluşturulmuş olurdu. Kamu kurumları şehir merkezinden çıkarılarak şehri genişletecek ve rahatlatacak bir dağılımla yeniden konumlandırılır, şehir planlı şekilde büyüyerek yarınlara güçlü bir altyapıyla hazırlanırdı. Ardından yeni fakülteler kurulup bölümler açılarak eğitimde de öncülük yapılır, bugün ise Ünye Üniversitesi’ni konuşuyor olurduk.

Şehrin ileri gelenlerinin kârı değil, şehrin geleceği bütüncül bir anlayışla düşünülmelidir.

Unutulmamalıdır ki;
hırsızlık sadece para çalmak değildir.
Bazen makamın gücü kullanılarak bir şehrin geleceği de çalınır.