Huzurdan Paraya: Değişen Zihniyet
Türkiye yollarında seyahat edenler iyi bilir; kamyonların arkasında yazan sözler sadece birer cümle değildir. Aslında toplumun ruh hâlünü, inancını, sitemini ve hayata bakışını anlatan küçük manifestolardır. Kimi zaman bir dua, kimi zaman bir serzeniş, kimi zaman da bir hayat felsefesi…
Bir dönem Türkiye yollarında en çok görülen yazılardan biri şuydu:
“Huzur İslam’dadır.”
Bu söz yalnızca bir inanç ifadesi değildi. Aynı zamanda bir iddiaydı. Ahlaka, adalete ve maneviyata dayalı bir hayat anlayışını temsil ediyordu. Bu sözü yazanlar, huzurun maddi güçte değil; inançta, vicdanda ve adalette bulunduğunu vurguluyorlardı.
O yıllarda bu söz aynı zamanda dünya düzenine karşı bir eleştiri niteliği de taşıyordu. Çünkü Batı merkezli kapitalist düzenin para ve çıkar üzerine kurulu olduğu düşünülüyor, buna karşılık İslam’ın adalet ve huzur temelli bir sistem sunduğu ifade ediliyordu.
Fakat yıllar geçti.
Zamanla sadece dünya değişmedi, insanların değerleri ve öncelikleri de değişmeye başladı.
Bugün aynı çevrelerde farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sanki o eski sözün yerini “Para İslam’dadır” anlayışı almış gibi bir görüntü ortaya çıktı. Elbette kimse bunu bu şekilde açıkça ifade etmiyor. Ancak yaşam tarzı, tercih edilen yol ve ortaya çıkan ekonomik tablo bu algıyı güçlü biçimde hissettiriyor.
Bir zamanlar “huzur” diyenlerin önemli bir kısmı zamanla sermaye ile tanıştı. Ekonomik dönüşümler, devlet politikaları, ticari fırsatlar ve küresel sistemle kurulan ilişkiler yeni bir zenginleşme sürecini beraberinde getirdi.
Bu süreçte ortaya çıkan yeni ekonomik yapı, Türkiye’de uzun yıllar boyunca konuşulan “yeşil sermaye” kavramını da gündeme taşıdı. Bir zamanlar sistemin dışında duran muhafazakâr kesim, zamanla ekonominin önemli aktörlerinden biri hâline geldi.
Elbette bu değişimin tamamını olumsuz görmek doğru değildir. Bir toplumun ekonomik olarak güçlenmesi, ticaret yapması ve üretim içinde yer alması doğal bir süreçtir.
Ancak asıl mesele bu güçle birlikte ortaya çıkan zihinsel dönüşümdür.
Çünkü tarih boyunca güç ve para, insanı değiştirme potansiyeline sahip iki büyük etkendir.
Bir zamanlar sistemin eleştirisini yapanlar, zamanla sistemin içinde yer alabiliyor. Hatta bazı durumlarda o sistemi savunanların başında bile bulunabiliyorlar.
İşte kırılma noktası tam burada başlıyor.
Bir zamanlar adaletsiz dünya düzenine karşı eleştirel bir duruş sergileyen bazı çevrelerin, bugün aynı düzenle uyumlu bir ekonomik ve politik pozisyona yerleşmesi dikkat çekici bir dönüşümü işaret ediyor.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo yalnızca ekonomik bir değişim değildir.
Bu aynı zamanda ahlaki ve zihinsel bir dönüşümdür.
Bir zamanlar “huzur” kavramının merkezde olduğu bir anlayıştan, paranın ve gücün belirleyici olduğu bir döneme geçiş yaşanıyor.
Bu dönüşüm yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Dünya genelinde de benzer süreçler yaşanmaktadır. Modern dünyada ekonomik güç çoğu zaman siyasi gücü, siyasi güç ise toplumsal yönelimleri belirlemektedir.
Bugün küresel sistemde para, enerji kaynakları ve ekonomik çıkarlar birçok siyasi kararın arkasındaki temel motivasyon hâline gelmiştir. Petrol, doğal gaz ve enerji hatları üzerine kurulan jeopolitik mücadeleler, dünyanın birçok bölgesinde çatışmaların merkezinde yer almaktadır.
Ortadoğu’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar pek çok bölgede yaşanan savaşların ve krizlerin arkasında çoğu zaman ekonomik çıkarların bulunduğu yönünde güçlü analizler yapılmaktadır.
Bu nedenle bazen bir damla petrolün bir damla kandan daha değerli görüldüğü eleştirileri dile getirilmektedir.
Bu tablo karşısında insanların aklına şu soru geliyor:
Bir zamanlar “huzur” diyenler bugün nerede duruyor?
Dün adalet ve ahlak üzerinden kurulan söylemler, bugün ekonomik güç ve sermaye üzerinden mi şekilleniyor?
Bu soruların cevabı herkes için aynı olmayabilir. Çünkü toplum içinde hâlâ değerlerini koruyan, inandığı ilkelerden vazgeçmeyen insanlar da vardır.
Ancak gerçek şu ki güç ve zenginlik insan için büyük bir imtihandır.
Tarih boyunca toplumların en büyük sınavı çoğu zaman yoklukla değil, varlıkla olmuştur.
Yokluk insanı sabra zorlar.
Ama varlık insanı değiştirebilir.
İşte bu nedenle bugün yaşanan değişimi yalnızca ekonomik bir dönüşüm olarak değil, aynı zamanda bir zihniyet değişimi olarak değerlendirmek gerekir.
“Huzur İslam’dadır” diyen bir kuşaktan, paranın belirleyici olduğu bir döneme geçiş…
Belki de asıl mesele tam olarak burada yatıyor.
Çünkü insanın gerçek imtihanı çoğu zaman fakirlikle değil, güç ve zenginlikle başlıyor.