SLOGANLARDA TURİZM ŞEHRİ, GERÇEKTE BOŞ VİTRİN

Ünye için sık sık “turizm şehri” deniyor.
Peki gerçekten öyle mi?

Bugün Ünye’ye gelen bir yabancı turist, daha şehre adım attığı anda nereye gideceğini, neyi gezebileceğini, neyi görmesi gerektiğini nasıl öğrenecek?

Elinde bir broşür, bir şehir haritası, bir tarihçe dergisi, bir rehber kitapçık var mı?
Yok.

Turisti yönlendiren yol ve yön tabelaları var mı?
Yok.

Şehir merkezinde hizmet veren bir turizm danışma ofisi, yabancı dil bilen bir rehber ya da tercüman var mı?
Yok.

Konaklama alanlarını, gezilecek noktaları, tematik gezi rotalarını anlatan bir sistem?
O da yok.

Ama sorarsanız…
“Ünye turizm şehri.”

Peki turist geldi diyelim.
Tuvalet ihtiyacını nerede giderecek?
Umumi tuvalet sayısı yetersiz.

Aracını nereye park edecek?
Otoparklar yetersiz.

Kaldırımlarda rahatça yürüyebilecek mi?
Hayır. Kaldırımlar ya araç park yeri olmuş ya da esnafın vitrini.

Sokaklara bakalım.
Bakımlı mı, estetik mi, davetkâr mı?
Ne yazık ki hayır.

Restoranlara giriyoruz.
Ünye’ye özgü tatları anlatan, yerel mutfağı öne çıkaran özel menüler var mı?
Yok.
Her yerde aynı klasik menüler.

Ama sahil boyunca birkaç kafe ve restoran yapıldı diye…
“Turizm şehriyiz.”

Oysa Ünye’nin sahili, dünyada eşi az bulunan bir güzelliğe sahip.
Yeşille mavinin buluştuğu, denize sıfır bir şehir.

Peki denizle ne kadar iç içeyiz?
Denizcilik faaliyetleri yok denecek kadar az.
Deniz turizmi yok.
Doğa turizmi yok.

Sahil var ama denizle bağ zayıf.
Doğa var ama yönlendirme yok.
Tarih var ama anlatan yok.

Şimdi soralım:
Yabancı turist neden gelsin?

Geldi diyelim…
Nerede kalacak?
Nasıl ulaşacak?
Nereye göre dolaşacak?
Hangi bilgiyle şehri tanıyacak?

Biz başka ülkelere gittiğimizde, bir şehrin turizm kenti olup olmadığını sloganlardan değil, sokakta hissederiz.
Rehberinden tabelasına, tuvaletinden ulaşımına kadar her şey düşünülmüştür.

TURİZM ŞEHRİ NASIL OLUR?

Gerçek bir turizm kenti, ziyaretçisini daha şehir girişinde karşılar.

Otogarda, limanda ya da merkezde;
çok dilli şehir haritaları,
tarihi ve doğal alanları anlatan broşürler,
“1 günde gezilecek yerler”, “3 günlük rota”, “doğa turu”, “deniz turu” gibi hazır planlar bulunur.

Merkezde mutlaka bir Turizm Danışma Ofisi vardır.
İçeride yabancı dil bilen personel bulunur.
Turist sorduğunda sadece yol tarif edilmez;
“Buraya git, bunu ye, burayı kaçırma” denir.

Yön tabelaları yalnızca cadde isimlerini değil;
tarihi yapıları,
plajları,
doğa yürüyüş rotalarını,
müzeleri gösterir.

Tuvaletler temiz, ulaşılabilir ve tabelalıdır.
Otoparklar planlıdır; turist “aracımı nereye bırakacağım” diye düşünmez.

Restoranlarda, şehre özgü yerel tatlar,
hikâyesi anlatılan coğrafi ürünler vardır.

Denizi olan şehirlerde;
tekne turları, kısa deniz gezileri, su sporları yapılır.
Doğası olan şehirlerde;
yürüyüş parkurları, bisiklet rotaları, fotoğraf noktaları belirlenmiştir.

En önemlisi de şudur:
Turist o şehirde kaybolmaz,
çünkü şehir ona rehberlik eder.

SONUÇ

Ünye’nin denizi var.
Doğası var.
Tarihi var.
Ama geleni karşılayan, gezdiren, yönlendiren bir turizm sistemi yok.

Yani mesele potansiyel değil;
mesele vizyon, planlama ve samimiyet eksikliği.

Turizm;
afişle olmaz.
Sloganla hiç olmaz.
Birkaç kafe ile asla olmaz.

Turizm;
gelen insanın kendini yalnız hissetmemesidir.

Bir şehir turistin aklında “ne güzel deniz var” diye kalıyor ama
“nasıl gezileceğini bilemedim” diyerek uğurlanıyorsa,
o şehir turizm şehri değildir.

Ve bütün bu tablo alkış alıyorsa,
şehrin önemli bir kısmının sosyal yardımlarla geçindiği gerçeği de düşünüldüğünde,
aslında kimsenin çok da şaşırmaması gerekir.

Ama şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Ünye, sloganlarla değil; akılla, planla ve cesaretle turizm şehri olabilir.


Ahmet BÖLÜKBAŞ
52 Haber Gazete – Köşe Yazısı