GEÇ GELEN ADALET
Son yıllarda kamuoyunun vicdanında derin izler bırakan bazı kadın ölümleri, yalnızca trajik hikâyeler olarak değil; aynı zamanda “cezasızlık”, “örtbas” ve “etkin soruşturma eksikliği” tartışmalarının da sembolü hâline geldi.
Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rabia Naz Vatan, Yeldana Kaharman ve Nadira Kadirova…
Her biri ardında cevapsız sorular, yarım bırakılmış dosyalar ve tatmin edici bulunmayan resmi açıklamalar bıraktı.
Bu olayların aydınlatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan araştırma önergelerinin hemen hemen hepsinin reddedilmesi ise tartışmaları daha da büyüttü.
Muhalefet ve kamuoyunun bir kesimi, bu ret kararlarının arkasında siyasi bağlantılar ve olası çıkar çatışmalarının bulunduğunu iddia ediyor. İddialara göre bazı dosyalarda adı geçen kişilerin iktidar çevreleriyle olan ilişkileri, süreçlerin şeffaf ilerlemesini zorlaştırdı.
Bu noktada en dikkat çekici eleştirilerden biri, soruşturmaların ya zamana yayılması ya da çeşitli gerekçelerle etkisizleştirilmesi yönünde.
Adaletin gecikmesi, toplum nezdinde çoğu zaman “adaletin hiç gelmemesi” olarak algılanıyor. Özellikle ailelerin yıllardır süren mücadeleleri, bu dosyaların yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir meseleye dönüştüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Son dönemde bazı dosyaların yeniden gündeme gelmesi ise yeni bir tartışma başlattı: Bu gelişmeler gerçekten adalet arayışının bir sonucu mu, yoksa kamuoyu baskısını azaltmaya yönelik sınırlı adımlar mı?
Özellikle Gülistan Doku dosyası üzerinden başlatılan yeni süreç, birçok kişi tarafından “gecikmiş ama önemli” bir adım olarak değerlendirilirken, bazı kesimler bunun daha geniş kapsamlı bir yüzleşmenin parçası olması gerektiğini savunuyor.
Ancak asıl mesele şu: Eğer gerçekten adalet sağlanmak isteniyorsa, yalnızca belirli dosyaların değil, kamuoyunda şüphe uyandıran tüm olayların eksiksiz ve tarafsız biçimde araştırılması gerekiyor.
Hukukun üstünlüğü, ancak seçici değil kapsayıcı uygulandığında anlam kazanır.
Bugün toplumun beklentisi oldukça net: Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, adı geçen herkesin eşit şekilde soruşturulması.
Çünkü adaletin güvenilirliği, sadece verilen kararlarda değil; o kararlara giden sürecin şeffaflığı ve cesaretinde saklıdır.
Eğer bu dosyalar gerçekten yeniden açılacaksa, bu yalnızca bir başlangıç olmalı. Raflarda bekleyen diğer dosyalar da aynı kararlılıkla incelenmeli.
Ancak o zaman toplumun hafızasında yer eden bu karanlık başlıklar aydınlanabilir ve “cezasızlık” algısı yerini gerçek bir adalet duygusuna bırakabilir.
Umarım bu dosya taze bakan Akın Gürlek'in
İBB soruşturması ve milyon dolarlık tapuları ortaya çıkmasıyla yerle biri olan karizmasını tekrar toparlama aracı olmaz.
Ayrıca Nurettin Canikli ve yakınları ile ilişkilendirilen Rabia naz vatan dosyası,
Eski İçişleri bakanı Mehmet Ağar'ın oğlu AKP milletvekili Tolga Ağar ile ilişkilendirilen Yeldana Kaharman dosyası ve Eski AKP milletvekili Şirin Ünal ile ilişkilendirilen Nadira Kadirova dosyası da büyük bir cesaretle açığa çıkartılmalıdır.