İŞ DÜNYASINDA YENİ DÖNEM: İŞE GİRİŞTE “MADDE TESTİ” ŞARTI YAYGINLAŞIYOR

Türkiye genelinde şirketlerin işe alım süreçlerinde önemli bir değişim yaşanıyor. Özellikle insan hayatını doğrudan etkileyen sektörlerde faaliyet gösteren kurumlar, adaylardan işe giriş aşamasında uyuşturucu ve bağımlılık yapıcı madde testi talep etmeye başladı. Son aylarda artış gösteren uygulama, iş sağlığı ve güvenliği politikalarının yeni bir boyuta taşındığını ortaya koyuyor.

Edinilen bilgilere göre sağlık, güvenlik, ulaşım, lojistik, enerji ve ağır sanayi gibi kritik sektörlerde test uygulaması fiilen standart prosedür haline geldi. İşverenler, riskli görevlerde çalışacak personelin görevini güvenli biçimde yerine getirebilmesi amacıyla “sıfır tolerans” politikası benimsiyor. Test sonucunun olumsuz çıkması halinde işe alım süreci durduruluyor ya da aday yeniden değerlendirmeye alınıyor.

Uygulamanın yaygınlaşması laboratuvarlara da yansıdı. Özellikle İstanbul’daki yetkili merkezlerde günlük test başvurularının 20 binin üzerine çıktığı, talebin önceki dönemlere göre 6 ila 7 kat arttığı bildiriliyor. Artan yoğunluk nedeniyle bazı laboratuvarlarda randevu sürelerinin uzadığı ifade ediliyor.

Test ücretleri ise dikkat çeken bir diğer unsur. Piyasa verilerine göre işe giriş amaçlı kapsamlı madde tarama testlerinin bedeli ortalama 2.200 TL’den başlıyor. Kurumsal anlaşmalarla fiyat değişiklik gösterebilse de, bu maliyet özellikle genç adaylar ve stajyerler açısından ek bir yük oluşturuyor.

Hukuki açıdan bakıldığında Türkiye’de tüm sektörler için genel ve zorunlu bir madde testi düzenlemesi bulunmuyor. Ancak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene çalışanların sağlığını ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü getiriyor. Bu kapsamda riskli işlerde sağlık kontrolleri talep edilebiliyor. Öte yandan test sonuçları özel nitelikli kişisel sağlık verisi sayıldığından, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde açık rıza, veri güvenliği ve gizlilik ilkelerine uyulması gerekiyor.

Uzmanlar, uygulamanın ölçülülük ilkesine uygun yürütülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Test talebinin işin niteliğiyle doğrudan bağlantılı olması, ayrımcılık oluşturmaması ve kişisel verilerin korunması büyük önem taşıyor. Ayrıca pozitif sonuç durumlarında yalnızca cezai yaklaşım yerine rehabilitasyon ve destek mekanizmalarının devreye alınmasının daha sağlıklı bir yöntem olacağı vurgulanıyor.

İş dünyasında güvenlik ve kurumsal risk yönetimi odaklı başlayan bu yeni uygulamanın önümüzdeki süreçte daha geniş sektörlere yayılıp yayılmayacağı ise merak konusu. Şirketlerin güvenlik hassasiyeti ile bireylerin kişisel hak ve özgürlükleri arasındaki denge, yeni dönemin en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.