Türkiye’de balık av sezonu her açıldığında tezgâhlarda görülen küçük balıklar, yalnızca tüketicinin değil, kamuoyunun da aklında aynı soruyu doğuruyor: Boy yasağı olan balıklar nasıl avlanıyor, kim denetliyor ve tüm bu yasaklara rağmen nasıl satışa sunulabiliyor? Yapılan mevzuat incelemesi ve saha gözlemleri, sorunun sanıldığı gibi yasal boşluklardan değil, denetim zincirinin bütüncül işletilememesinden kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de denizlerde avcılık faaliyetleri 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve bu kanuna bağlı çıkarılan Su Ürünleri Avcılığı Tebliğleri ile düzenleniyor. Bu düzenlemelerde hangi balık türünün kaç santimden küçük avlanamayacağı, hangi av araçlarının yasak olduğu, ağların göz açıklıkları ve avlanma dönemleri açıkça tanımlanmış durumda. Yani küçük balığın avlanmasını engelleyen hukuki düzenleme aslında mevcut. Sorun, bu kuralların denizde ve karada eksiksiz uygulanamamasında başlıyor.

Küçük balıkların tezgâha giden yolculuğu, çoğu zaman denizin ortasında başlıyor. Mevzuata göre balıkçı teknelerinin kullandığı ağların belirli bir göz açıklığına sahip olması gerekiyor. Bu ölçü, yavru balıkların ağdan kaçmasını sağlayacak şekilde belirlenmiş durumda. Ancak sahada yapılan kontroller, bazı teknelerde kasıtlı olarak dar gözlü ağlar kullanıldığını gösteriyor. Bu tür ağlar, yasal boydaki balıklarla birlikte henüz büyümesini tamamlamamış balıkları da tutuyor. Denetimlerin çoğu zaman ağlar toplanmış haldeyken yapılması, gerçek ihlalin tespit edilmesini zorlaştırıyor. Denizde açık halde yapılmayan ağ denetimleri, küçük balığın daha bu aşamada sisteme girmesine yol açıyor.

Denizde denetim yetkisi Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı il ve ilçe müdürlüklerinde bulunuyor. Kanunlara göre bu birimler tekneleri durdurabiliyor, av araçlarını ölçebiliyor ve balıkları teknedeyken boy kontrolüne tabi tutabiliyor. Ancak uygulamada denetimler sürekli değil, büyük ölçüde ihbarlara ya da rastlantısal kontrollerle sınırlı kalıyor. Balık kasalarının tamamı boşaltılmadan yapılan kontroller, küçük balıkların tespit edilmeden limana ulaşmasına neden oluyor.

Tekne limana yanaştığında ise denetimin karada devam etmesi gerekiyor. Mevzuat, balıkların karaya çıkarılmadan önce kontrol edilmesini ve boy yasağına uymayan ürünlere el konulmasını öngörüyor. Ancak birçok limanda 24 saat esasına göre görev yapan denetçi bulunmaması, özellikle gece ve sabah erken saatlerde ciddi boşluklar yaratıyor. Bu saatlerde teknelerden indirilen balıklar hızla kamyonetlere yüklenerek balık hallerine ya da doğrudan satış noktalarına taşınabiliyor. Böylece denizde fark edilemeyen küçük balıklar, limanda da kontrolden kaçabiliyor.

Denetim sırasında tespit edilen ve el konulan balıklar içinse ayrı bir süreç başlıyor. Kanuna göre bu ürünler yediemine teslim edilerek muhafaza altına alınmalı. Yediemin, el konulan malın idare adına korunduğu yerdir. Ancak balık gibi çabuk bozulan bir ürün söz konusu olduğunda sistem ciddi şekilde aksıyor. Birçok ilde balık için uygun soğuk zincire sahip yediemin deposu bulunmuyor. Bu nedenle el konulan ürünler ya geçici olarak özel depolara bırakılıyor ya da hızla “elden çıkarılması” gerektiği gerekçesiyle satış sürecine sokuluyor.

Mevzuat, bozulma riski taşıyan ürünlerin Defterdarlık veya Milli Emlak aracılığıyla ihale yoluyla satılmasına imkân tanıyor. Ancak bu uygulama, yasaya aykırı şekilde avlanan balığın yeniden ticari dolaşıma sokulması anlamına geliyor. Bu durum hem caydırıcılığı ortadan kaldırıyor hem de “yakalanırsa yine satılır” algısını güçlendiriyor. İhale süreçlerinin kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde yürütülmemesi ise soru işaretlerini artırıyor.

Tüm bu aşamaların sonunda küçük balıklar, özellikle seyyar tezgâhlarda tüketiciyle buluşuyor. Seyyar satış noktalarında çoğu zaman fatura, menşei belgesi ya da avlanma bilgisi sorgulanmıyor. Belediyelerin zabıta ekipleri ağırlıklı olarak işgal ve hijyen denetimi yaparken, balığın boyu ve yasal durumu çoğu zaman kontrol edilmiyor. Tarım ve Orman İl Müdürlükleri ise sınırlı personel nedeniyle bu satış noktalarına düzenli olarak ulaşamıyor. Böylece denizde başlayan denetim eksikliği, karada tamamen görünmez hale geliyor.

Bu tablo, küçük balık sorununun tek bir kurum ya da tek bir aşamayla açıklanamayacağını gösteriyor. Yasalar açık olmasına rağmen, denetimin denizde başlayıp limanda ve satış noktasında tamamlanamaması, sorunun temelini oluşturuyor. Uzmanlara göre çözüm, el konulan balıkların ticari satıştan tamamen çıkarılması, ağ denetimlerinin denizde açık halde yapılması, limanlarda sürekli denetim mekanizması kurulması ve seyyar tezgâhlarda menşei belgesi zorunluluğu getirilmesinden geçiyor.

Sonuç olarak, küçük balıkların tezgâhlarda yer almasının nedeni yasa eksikliği değil; denetimin parçalı ve süreksiz uygulanmasıdır. Denizde başlayan kontrol, karada tamamlanmadıkça bu sorun her sezon yeniden gündeme gelmeye devam edecek.

 

Kaynaklar : 

  • 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu (Resmî Mevzuat Metni)
    – Türkiye’de su ürünleri istihsali, avcılığı, koruma ve denetim esaslarını düzenleyen ana kanundur.
    Kaynak: 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu – Mevzuat.gov.tr

  • Su Ürünleri Avcılığı – Tarım ve Orman Bakanlığı Sayfası
    – Ticari ve amatör amaçlı avcılığı düzenleyen tebliğlere erişim sayfası (6/1 ve 6/2 numaralı tebliğler burada yer alır).
    Kaynak: Su Ürünleri Avcılığı – Tarım ve Orman Bakanlığı

  • 1380 Su Ürünleri Kanunu (orgTR.org açık metin)
    – Kanunun el konulan balıkların ne şekilde değerlendirilebileceğini ve satışa çıkarılabileceğini de içeren açık metin özetidir.
    Kaynak: Su Ürünleri Kanunu – orgTR.org

  • Su Ürünleri Yönetmeliği (FAO PDF)
    – Kanuna bağlı denetim, av araçları, yasaklar ve pazar/hal denetimi gibi uygulamaların yönetmelik düzeyindeki çerçevesini sunar.
    Kaynak: Su Ürünleri Yönetmeliği PDF (FAOlex)

  • Su Ürünleri Kanunu (LEXPERA Konsolide Metin)
    – Kanunun tarihçesi, terimler ve kapsamı ile daha detaylı maddi metnine buradan erişebilirsiniz.
    Kaynak: 1380 Su Ürünleri Kanunu Konsolide Metni (LEXPERA)