DOĞU KARADENİZ’DE 3 İSTİLACI TÜR ALARMI: UZMANLARDAN SÜREKLİ MÜCADELE ÇAĞRISI

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde tarımsal üretimi doğrudan etkileyen üç istilacı tür, aynı ekosistem içerisinde eş zamanlı baskı oluşturarak bölge ekonomisini tehdit ediyor. Ordu başta olmak üzere bölge genelinde yayılım gösteren kahverengi kokarca, lokal ölçekte görülmesine rağmen yüksek tahrip gücüne sahip turunçgil uzun antenli böceği ve doğal düşman baskısıyla gerileme sürecine giren yalancı kelebek, üretici açısından risk oluşturmaya devam ediyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kibar Ak, açıklamasını medya aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. Açıklamanın belirli bir basın toplantısında mı yoksa yazılı değerlendirme şeklinde mi yapıldığına dair detay paylaşılmazken, uzman görüşü haber ajansı üzerinden servis edildi.

Ak, Doğu Karadeniz’in ılıman iklim yapısının istilacı türler için elverişli koşullar oluşturduğunu belirterek, “Yazı da kışı da sert geçmeyen bu bölgede istilacı türler bulaştıktan sonra kolayca tutunabiliyor ve çoğalabiliyor” ifadelerini kullandı.

En geniş yayılım alanına sahip türün kahverengi kokarca olduğunu vurgulayan Ak, özellikle fındıkta kalite ve verim kaybının ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirtti. Hasat dönemine yakın süreçte zarar oranının arttığını ifade eden Ak, kaybın doğrudan üreticiye yansıdığını kaydetti.

Lokal düzeyde etkili olan turunçgil uzun antenli böceğinin ise ağaç gövdelerinde açtığı galerilerle bitkileri zayıflattığını ve kurumalara yol açtığını belirten Ak, tespit edilen alanlarda karantina uygulamaları ve enfekte ağaçların sahadan çıkarılması gibi önlemlerin devreye alındığını aktardı.

Geçmiş yıllarda yoğun popülasyona ulaşan yalancı kelebeğin doğal düşman baskısıyla büyük ölçüde gerilediğini belirten Ak, bunun biyolojik mücadelenin başarısını gösteren önemli bir örnek olduğunu söyledi. Ancak popülasyonun tamamen ortadan kalkmadığına ve iklim koşullarına bağlı olarak yeniden artış gösterebileceğine dikkat çekti.

Mücadele yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Ak, en etkili yöntemin tespit ve takip olduğunu vurgulayarak, önceliğin biyolojik mücadele olması gerektiğini, eradikasyon ve kültürel uygulamaların ardından kimyasal mücadelenin son çare olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yetkililer, erken uyarı sistemleri, feromon tuzakları ve biyolojik ajan destekli uygulamaların yaygınlaştırılması için çalışmaların sürdüğünü bildirirken, uzmanlar mücadelenin dönemsel değil sürekli ve planlı yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.